Müzik

19 Eylül 2013 Perşembe

Uğur Gürses

Rekor yatırım için değirmenin suyu devletten gelecek. Ancak uluslararası piyasalarda işler kötüye gidiyor. Yani işimiz kolay olmayabilir...
unutma

Yaşlanan gelişmiş ülkelere karşı bir avantaj olarak genç nüfusu ile bu kadar övünen, ama bu genç nüfusu için yeterli sportif alt yapı ve tesisi olmayan başka bir ülke var mıdır? Merak etmeyin; olimpiyat oyunlarını 2020’de bize verirlerse yapacağız.

Türkiye’nin adaylık başvurusunda 20.3 milyar dolarlık bir sabit sermaye yatırımı öngörülmüş. Bunun 18 milyar dolarını devlet harcayacak, kalanını da özel kesim harcayacak. Peki, ne var bu 20 milyar doların içinde? 12.3 milyar dolarlık bölümü yol-metro-demiryolu gibi harcamaları gösteriyor. Gerisi; sportif yarışmaların yapılacağı alanlar ve salonlara (3.8 milyar dolar), ortak alanlara, olimpiyat köyüne ve altyapı (enerji vb.) için harcanacak.
Diğer adaylardan Japonların yapacağı sabit sermaye yatırımı 2012 fiyatlarıyla 4.3 milyar dolar, İspanyolların ise 1.9 milyar dolar. Bu ülkelerin görece daha az yatırım yapacak olmasının nedeni, ellerinde işleyen tesislerin bulunması. Birkaç ilave tesis ve yenileme harcaması yapacaklar. 2012 Londra Olimpiyat Oyunları için harcanan para ise 13 milyar dolar olmuştu. Böyle bakınca, Türkiye’nin harcayacağı para rekor düzeyde olacak.
Bir de olimpiyatların işletme masrafları var ki orada en ucuz bütçeyi Türkiye yapmış görünüyor.
Peki, rekor düzeyde yatırım yapacağız da değirmenin suyu nereden gelecek? Devlet bütçesinden tabii ki. Yakın geçmişe kadar, Hazine’nin yurtdışı borçlanmaları hem rahattı, hem de oldukça ucuza yapılabiliyordu. Bol likidite dönemi buna olanak vermişti. Ama uluslararası piyasalarda işler şimdi değişiyor. Ülkeye hem daha az para girecek, hem de daha pahalı olacak. Bu durumda, ‘pamuk eller’ cebe olacak. Ülkemizde bütçe açığının kabaca 30 milyar TL olduğu dikkate alınırsa ayrıca öngörülen olimpiyat yatırımlarının da 2020’ye kadar ağırlıkla ilk 4-5 yılda yapılacağı hesaba katılırsa yaklaşık 40 milyar TL’lik bir harcama bu döneme yayılacak. Yani kabaca bir yıllık bütçe açığını 4-5 yıla bölüştüreceğiz. Bütçe açığına her yıl 10 milyar TL ilave olacak demektir. Tabii ki borçlanmaya ve borç stokuna da. İşin başka bir tarafı, bugünkü küresel koşullarda ülkeye daha az para gireceğinden görece daha düşük büyüme nedeniyle bütçe gelirlerinde de azalış olacak. Bunun da etkisiyle bütçe açığı zaten artacak.

İşin ekonomisi açısından en tuhaf yanı, ekonomik tahminlerin (enflasyon ve kur) oldukça pembe gözlükle yapılmış olması. 2013-2018 arasında ortalama enflasyonun yüzde 4.7, ortalama dolar kurunun ise ne tesadüf ki 1.92 olduğu görülüyor. Bu parametreler bugünden çöpe gitti. Tahminler şu açıdan önemli; bu yatırımlar, başlangıçta öngörülen değerlerin çok daha üzerinde mal olacak demek. Yani bütçeden (cebimizden) daha fazla para çıkacak demek. Bu yönü ile genel bir iş yapma biçimimiz olan ‘kervan yolda düzülür’ sözü epey anlamlı bir biçimde yerini buluyor.
İktisat politikasının vicdan süzgeciyle şu soru sorulmalı; bu harcamaya ayırdığımız devasa kaynakla ya da bir bölümüyle, bir başka alanda toplumsal refahı artırmak, 12.7 milyon yoksulun sorunlarına çözüm sağlamak için ne yapabilirdik?